W
NW
N
N
NE
W
the Degree Confluence Project
E
SW
S
S
SE
E

Turkey

2.8 km (1.7 miles) NNW of Nebiler, Antalya, Turkey
Approx. altitude: 1610 m (5282 ft)
([?] maps: Google MapQuest Multimap world confnav)
Antipode: 37°S 150°W

Accuracy: 3 m (9 ft)
Click on any of the images for the full-sized picture.

#2: East #3: South #4: West #5: GPS #6: At the point #7: Mediterranean Sea #8: Stone house close to Nebiler village #9: Kızlarsivrisi Mountain close to the confluence point

  { Main | Search | Countries | Information | Member Page | Random }

  37°N 30°E (visit #2)  

#1: North

(visited by Derya Duman and Banu ŞİT)

English version

Türkçe

22-Eyl-2009 --

19 Eylül 2009 Cumartesi - Sabaha karşı saat 02.00 sularında Ankara'dan güneye doğru; son durağı 37N 30E kesişim noktası olan yolculuğumuza çıktık. Ankara-Eğirdir hattını pek tercih edilmeyen ama nispeten daha kısa bir yol olan Polatlı–Yunak üzerinden tamamladıktan sonra Eğirdir Gölü'nün kıyısındaki elma bahçelerinden birine konuk olduğumuzda o günün bir meyve ziyafetiyle geçeceğini bilmiyorduk. Eğirdir Gölü'nün turkuaz rengini seyre daldığımız yüksek tepelerde, İç Anadolu'nun sarı tozundan silkinip kendimizi engin mavisi ile bizi bekleyen Akdeniz'e atmaya hazırdık. Ama Eğirdir Gölü kıyısındaki meyve macerası o kadar kısa sürmedi; bir başka meyve bahçesine uğradığımızda elimiz kolumuz elma, üzüm, erik, domates hatta yıllardır dalında görmediğim kızılcık ile dolu bir vaziyette yolcu edildik bahçe sahibi Burhan amca tarafından...

Yolumuz Yazılı Kanyon'a Toroslar'ın panoramik manzarası eşliğinde kıvrıldı. Yazılı Kanyon'dan çıkıp köy yollarından geçerek Karacaören Baraj Gölü etrafında turladığımızda artık akşam olmak üzere idi.

Tekrar yola koyulduğumuzda geceyi geçireceğimiz Çıralı'ya gitmek üzere direksiyonu Antalya'ya kırdık. Bu uzun günün ardından puslu virajlarından ağır ağır indiğimiz Çıralı'da yağmur sonrası sakin bir gece hüküm sürüyordu. Gecenin koynunda ve de yıldızların altında derin bir uykuya dalıp ertesi sabahı ettik.

20 Eylül 2009 Pazar - Çıralı'da güneş denizin içinden doğdu; milyonlarca yıldır doğan güneşe bir sabah da biz eşlik etmiş olduk. Uyandık; güzel bir kahvaltı edip Olimpos'a doğru yürüyüşe geçtik; denize de girme hevesiyle... Olimpos'ta Zeus'un büyüklüğü, Hera'nın çılgınlığı, Afrodit'in güzelliği, Apollo'nun müziği, ve de Poseidon'un azameti, duvar gibi yükselen dağlardan, engin denizden, yeşilden ve maviden fışkırıyordu. Binlerce yıllık bir gerçeğe dalar gibi denize daldık; kayalara dokunduk, suyla birleştik.

Öğle vakti idi, Olimpos'tan ayrılıp Adrasan yönüne doğru yollandık. Biraz oyalanarak geçirdiğimiz öğle sonrasında Mavi Kent'ten Karaöz levhasını gördüğümüz sapağa girerek Gelidonya Feneri'ne güneş batmadan, daha doğrusu fotoğraf çekmek için zaman kalması için acele ederek ulaşmaya çalıştık. Gelidonya Feneri'ne giden yol Likya Yolu'nun üzerindeki güzergahlardan biri. Araba ile yolun büyük kısmını kat ettikten sonra Fener'e 3.6 km kala yürümeye karar verdik. Ancak zamanı iyi değerlendirmek adına yürümekten çok koştuk. Fener'in bulunduğu burna vardığımızda harika bir hava, güneş ve ışık bizi bekliyordu. Bu güzelliğin tadını çıkarıp, okyanusta bir geminin güvertesindeymişiz hissi veren burunda fotoğraf çekip yürüyüşçülerle sohbet ettikten sonra çöken karanlığa aldırmayıp tepe taklak düşme riskini de pek düşünmeden yokuş aşağı koşarak arabaya gittik. Gelidonya Feneri yolundan sapılarak varılan Korsan Koyu'nda geceyi geçirmeye karar verdik.

21 Eylül 2009 Pazartesi - Korsan Koyu – Melanippe'de sabah, bize güzel bir sürpriz oldu; kamp ateşinin ışığında ve yıldızların altında daldığımız uykudan uyandığımızda gördüğümüz bakir güzellik ruhlarımızı esir aldı ve kendimizi ılık suda buluverdik kahvaltı öncesinde. Hatta kahvaltıdan sonra artık yola çıkmak üzere iken, suyun berrak yeşili peşimizi bırakmadı ve bir kez daha dalıverdik denize.

Bir sonraki durağımız, Finike ilçesindeki Lymira antik kenti idi. Likya şehirlerinden biri olan ıslak Lymira'da yaklaşık bir buçuk saat geçirip, sular altındaki taşlara dokunduktan sonra Finike–Elmalı karayolunun ortasındaki Arikanda'ya doğru yollandık. Bir diğer Likya kenti olan Arikanda bir yamacın üzerinde karşıdaki dağları seyretmek üzere kurulmuş gibiydi. Akşam güneşinde parlayan Arikanda'yı arkamızda bıraktıktan sonra geceyi geçirmek üzere Kasaba üzerinden Kaş'a geldik.

22 Eylül 2009 Salı - Kaş Kamping'te denize girip kahvaltı ettikten ve tekrar yola koyulduk. Artık Ankara'ya dönme günü gelmişti ama son bir hedefimiz vardı. Kaş'tan Elmalı'ya doğru yine kıvrıla kıvrıla yükselen yolda ilerlerken sedir ağaçları, Gömbe Barajı ve Akdağ fotoğraflarını da aldıktan sonra son durağımız olan 37N 30E kesişim noktasına ulaşmak üzere Korkuteli ilçesine bağlı Karabayır Köyü'nü hedefledik. Karabayır'dan 4-5 km sonra ulaştığımız Nebiler Köyü dünyanın tepesinde kimsenin yaşamadığı bir yer gibiydi. Kesişim noktasına en yakın yeri belirleyip arabayı bıraktığımızda noktaya 2.5 km yürümemiz gerekiyordu. Saat 16.32 itibariyle biçilmiş buğday tarlalarından ibaret olan bu yerde hızlı bir şekilde yürümeye başladık. Noktaya vardığımızda saat 17.00 civarı idi. Bu anı fotoğraflayıp geri dönmek için vaktimiz sınırlı olduğundan yine hızlı bir şekilde hareket ederek arabaya ulaştık ve Ankara'ya geri dönüş yolculuğu Nebiler'den başladı.

English

22-Sep-2009 --

September 19, 2009, Saturday - We hit the road around 02:00 in the morning from Ankara to the South where the last point of our trip was 37N 30E. After having taken the road between Ankara – Eğirdir on the line of Polatlı–Yunak, which is not preferable but a shorter way, we found ourselves in an apple garden by the Lake Eğirdir and did not know that the day would be spent with a fine feast of fruits. On the heels we watched the turquoise colour of Lake Eğirdir, shaking ourselves from the yellow dust of Middle Anatolia we were ready to jump into the endless blue of the Mediterranean Sea. However, the fruit adventure in the gardens by Lake Eğirdir did not last that short; when we came by another garden on the road, the owner of the garden sent us off with a bag filled with apples, grapes, plums, tomatoes and even cornelian cherry that I have never seen on the tree for years...

Our way to Yazılı Kanyon held the course with a panoramic view of the Toros Mountains. It was almost evening when we took a stroll around Karacaören Dam after Yazılı Kanyon visit.

At the end, we swerved to Antalya to get to Çıralı where we planned to spend the night. A peaceful night was waiting for us after the rain in Çıralı where we reached on a curving and misty road. We fell asleep in the heart of the night and under the stars.

September 20, 2009, Sunday - The sun rose right from the sea in Çıralı; we were the companions of the sun on that morning where it has been rising for millions of years on that shore. We woke up; had a nice breakfast and set forth to Olympos on foot planning to swim...

Greatness of Zeus, madness of Hera, beauty of Aphrodite, music of Apollo, and majesty of Poseidon in Olympos were springing up over heels risen like walls, endless sea, green and blue. We dived into the sea like diving into a thousands-year truth; touched the reefs and became lost in the water.

It was noon when we left Olympos for Adrasan. After having a long lunch in the afternoon, we had to rush to get to Gelidonia Lighthouse from Mavikent on the way to Adrasan taking the turnout of Karaöz. Our aim was to take photos on the cape of Gelidonia Lighthouse before it gets dark. The way to the Lighthouse is one of the routes of Lycia Road. Having taken some part of the road by car, we started to walk to the cape for a 3.6 km way but mostly we run to save time. At the time we got to the cape, the lighthouse located a wonderful weather, sunset and light were waiting for us. Enjoying this beauty, having taken photos on the cape which made us feel like on a deck of a ship in the middle of the ocean and chatted with trippers, we got to the car at the double regardless of the darkness and risk of falling down. We decided to spend night in the Korsan Bay–Melanippe where you can get to turning from a turnout on the way to Gelidonia Lighthouse.

September 21, 2009, Monday - The morning in the Korsan Bay–Melanippe was a great surprise to us; the maiden beauty we saw as soon as we opened our eyes from a sleep under the light of camp fire and stars captured our souls and we found ourselves in the sea before the breakfast. After the breakfast we were ready to set forth but we could not stop ourselves diving into the transparent green of the sea one more time.

Our next stop was Lymira in the town Finike. After having spent one and half hour in wet Lymira and touched to the ruins under the water, we went on our road to Arykanda between Finike–Elmalı road. Another Lycian city, Arykanda, was like founded on a slope to watch mountains across.

Leaving Arykanda behind us under the sunset, we came to Kaş where we would spend the night.

September 22, 2009 Tuesday - After having had breakfast and swimming in Kaş Camping, we set forth again. It was the day of return to Ankara but we had a last destination point. Having taken the curving and elevating road from Kaş to Elmalı and taken photos of cedar trees, Gömbe Dam and Akdağ Mountain, we targeted the village Karabayır of the town Korkuteli of Antalya to get to 37N 30E. After 4-5 km from Karabayır there was another village called Nebiler and it was like nobody lived on that top of the earth. Designating the closest point to 37N 30E we parked the car and had to walk for 2.5 km. As of 16:32 we started to walk as fast as we could on the swath fields of wheat. When we reached the 37N 30E point, it was around 17:00. Having taken the photos of that moment, we got back to the car again as fast as we could and our trip back to home in Ankara started from Nebiler.


 All pictures
#1: North
#2: East
#3: South
#4: West
#5: GPS
#6: At the point
#7: Mediterranean Sea
#8: Stone house close to Nebiler village
#9: Kızlarsivrisi Mountain close to the confluence point
ALL: All pictures on one page (broadband access recommended)